dünya elimdeki mavi misketim

29th May 2012

Post

sözcüklerim varmıyor uzaklığına,

suskundur takvimlerde adım üstelik,

bir bir düşüyor bütün öpmelerim,

ağır yenilgiler alarak.

kalbimse sildi bütün defterlerde,

adresini, yokluğunu kıyamet bilerek.

sadece susarak özlüyorum seni

hiç tanımadan, ne garip …

sense uzaklara çivili,

bir deniz gibisin resimlerde

dokunsan dersim olur göçerim mecburen,

yalnızlığın on milyon olur,istanbul

duydum çok sonra,

adın önemli değil;

acın aynı tadı veriyor zaten.

islık çalan zamanlardan gelmiştim,

bilirim bulutları eskitmenin güzelliğini,

zaman, o zaman değil şimdi,

güneş yine doğar bu kente,

ama gözlerin… gözlerin…

şimdi adı yok hiç bir sevgilinin,

sıcak dokunuşunda dağılan,

binlerce öpücüğün…

işte, buna bıçak çekiyorum,

bir kadın, aşkını savunan

bir çocuk, gülüşü gibi ince,

bir havalanış…yok

belki de çekip vurmak ,

bütün uykuları göz kapaklarında.

Fadıl Öztürk

24th May 2012

Post with 3 notes

“etrafımda yemek ve çoğalmak için yaşayan her zamanın ve her yerin insanlarından başka kimseler görmüyorum. onlardan nefret etmiyorum ama beni hiç ilgilendirmiyorlar. dünyayı bir hara ve yemekhane gibi görmeye alışmamışım. kuşkusuz insanlığın yüzükoyun yerde sürünmemek için elinden geleni yaptığını bilmiyor değilim ama ne yalan söyleyeyim bu konudaki gayretleri bana acınacak şeyler gibi görünüyor. hiçbir büyük şey yapılmıyor.”

Panait Istrati


22nd May 2012

Photo with 1 note

Birgün, ufak bir oğlan üzerinde bir çizim olan kart gönderdi bana. Çok sevdim. Tüm çocuklarımın mektuplarını – bazen oldukça aceleyle- cevaplarım. Bu kez üzerinde vakit harcadım. Ona üzerinde bir Vahşi Şey olan bir kart gönderdim. Şöyle yazdım: “Sevgili Jim, Kartını çok sevdim.”
Daha sonra annesinden bir mektup aldım. Şöyle yazıyordu: “Jim kartınızı o kadar sevdi ki, onu yedi.”
Daha önce hiç böylesi bir övgü almamıştım. Üzerinde orijinal Maurice Sendak çizimi var mı yok mu ilgilenmemişti. Görmüştü, sevmişti ve yemişti.
- M. Sendak

Birgün, ufak bir oğlan üzerinde bir çizim olan kart gönderdi bana. Çok sevdim. Tüm çocuklarımın mektuplarını – bazen oldukça aceleyle- cevaplarım. Bu kez üzerinde vakit harcadım. Ona üzerinde bir Vahşi Şey olan bir kart gönderdim. Şöyle yazdım: “Sevgili Jim, Kartını çok sevdim.”

Daha sonra annesinden bir mektup aldım. Şöyle yazıyordu: “Jim kartınızı o kadar sevdi ki, onu yedi.”

Daha önce hiç böylesi bir övgü almamıştım. Üzerinde orijinal Maurice Sendak çizimi var mı yok mu ilgilenmemişti. Görmüştü, sevmişti ve yemişti.

- M. Sendak

22nd May 2012

Post with 2 notes

rüyadayım, apartmanların arasında bir kadın kaldırımlarda yavaş yavaş yürüyor. arada başını kaldırıp pencerelere bakıyor, pencereler sıkı sıkı kapatılmış, güneş ışınlarını yansıtıyor. Ağaçlar sanki her yerde, gökyüzünü görmek imkansız… sokaklar da boş. güneşli bir pazar günününde henüz kimsenin sokaklara dökülmediği; sakin zamanlar.

kadın yürürken bir durak görüyor, banka oturup gelecek otobüsü beklemeye başlıyor. beklerken tekrar pencerelere bakıyor, sokağa bakıyor, sonra ağaçlara, ağaçların arasından tam durağın altında gökyüzünü görüyor ilk defa…

ve tüm bu görüntüler eşliğinde kadının aklından ”göğe bakma durağı”nın sözleri akıyor.

işte bazen böyle bir rüya gördürür insana ve tüm gününüz güzel geçer.

———————————————————

ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

şu aranıp duran korkak ellerimi tut

bu evleri atla bu evleri de bunları da 

göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım

inecek var deriz otobüs durur ineriz

bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya

herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum

hırsızlar polisler açlar toklar uyusun

herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam

herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım

nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

seni aldım bu sunturlu yere getirdim

sayısız penceren vardı bir bir kapattım

bana dönesin diye bir bir kapattım

şimdi otobüs gelir biner gideriz

dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin

seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

durma kendini hatırlat

durma göğe bakalım

Turgut Uyar

20th May 2012

Photo with 2 notes

“bir zamanlar, erkekler bir kadının bedenine bakar ve çekici bulurlardı, işte o kadar. artık saf aşk ya da tutku söz konusu değil. hiçbir duygu saf olamıyor, çünkü her şeye korku ve nefret sindi. kucaklaşmalarımız bir savaş, orgazm ise bir zaferdi. bu partiye indirilmiş bir darbeydi. sevişmek siyasal bir eylemdi.”

“bir zamanlar, erkekler bir kadının bedenine bakar ve çekici bulurlardı, işte o kadar. artık saf aşk ya da tutku söz konusu değil. hiçbir duygu saf olamıyor, çünkü her şeye korku ve nefret sindi. kucaklaşmalarımız bir savaş, orgazm ise bir zaferdi. bu partiye indirilmiş bir darbeydi. sevişmek siyasal bir eylemdi.”

17th May 2012

Quote

I think where I am not, therefore I am where I do not think… I am not wherever I am the plaything of my thought; I think of what I am where I do not think to think
— Jacques Lacan

17th May 2012

Photo reblogged from A cocktail in her hand and confetti in her hair. with 383 notes

toryburch:

T is for Tomboy Style
Charlotte Rampling channels the classic, effortlessly cool mash-up.

toryburch:

T is for Tomboy Style

Charlotte Rampling channels the classic, effortlessly cool mash-up.

Source: toryburch

15th May 2012

Post

Bana bir kitap al bu akşamüstü, kitaba müsaade et

Sahtekar Memleket koysunlar adını açıklama metinlerinde

Tutuklan, Yargılan, Verilen Hükümden Etkilen, İftirayla Etiketlen

Dün rüzgar esmiş, ben buna kesinlikle inanmıyorum

Bana bir kitap aldın diye sana kaç yıl verecek ki bu hayat

Bana bir hayat verdin diye kanlı bir örgüt mü olacak sanki sade aşk

Haydi canım, insan bir kitaba inandı diye çıkıp melek mi olacak

Diyelim ben melek oldum, o zaman sana kim inanacak

İnananlar o kitaba kapak mı, ayraç mı sayılacak meselelerde

Sen kitabın yanında dur, yakınında dur, bana müsaade et, çok sıcak

bir gelişme gibi bir hükümet kuracağım vücudumdan, soyunarak!

Birkaç dakika sabret, üç beş satır seyret, etim değişti

etim bağırmaya başlayacak!

Be Heyy diye ünleyecek, Be Heyy deyyus izafiyet teorisi

Bunalıma giren şehirlerin üstü örtülmüş kirli bal senfonisi

Peyzajlar tamamlandı, şimdi sıra natürmortlara geldi saklama

Kes atın kafasını, bütün koşuları artık kafası kesik atlar kazanacak!

Ütüsü bozuk gömlekler içinde dardayım

Hangi ayrılığı  kazısan altından çocukluk ve kan çıkacak!

Siyahı tenzih eden karanlık gibisin sevgilim

Havanın karardığı kalbinden belli

Olağanüstü, Gerçeküstü, Doğaüstü diye sayıklarken

Bana bir kitap al bu Akşamüstü, en alt rafından, en arkaya itilmişlerden

Göreceksin, paran geçmeyecek kasada, diyecekler o öldü, ne hediyesi

İnsan sevdiğiyle sevişirse hediyedir ancak

Sonbahar açığa alındı

Yazık, bu yıl boşu boşuna çok yağmur yağacak.

K.İskender

”Bu Defa Çok Fena”

22nd April 2012

Post

i hate the way you talk to me, and the way you cut your hair

i hate the way you drive my car, i hate it when you stare

i hate your big dumb combat boots, and the way you read my mind

i hate you so much it makes me sick, it even makes me rhyme

i hate it, i hate the way you are always right, i hate it when you lie 

i hate it when you make me laugh, even worse when you make me cry

i hate it when you are not around, and the fact that you didn’t call

and mostly i hate the way i don’t hate you

not even close, not even a little bit, not even at all.

18th April 2012

Post

“i keep picturing all these little kids playing some game in this big field of rye and all. thousands of little kids, and nobody’s around-nobody big i mean- except me. and i’m standing on the edge of some crazy cliff. what i have to do, i have to catch everybody if they start to go over the cliff—i mean if they are running and they don’t know where they’re going i have to come out from somewhere and catch them. that’s all i’d do all day. i’d just be the catcher in the rye and all. i know it’s crazy but that is the only thing i’d really like to be.”


- the catcher in the rye

3rd April 2012

Photo with 1 note

23rd March 2012

Post with 1 note

“mevcut olmayan bir şeye malik olalım derken mevcut olanları kaybettik… herşey bitti mi? zannetmem. ikimizin de çocuk olmadığımızı biliyorum. yalnız bir müddet dinlenmek ve birbirimizden uzak kalmak lazım. ta birbirimizi tekrar görmek ihtiyacını şiddetle duyuncaya kadar… haydi artık raif. bu an gelince ben seni ararım; belki tekrar dost olur ve bu sefer daha akıllı davranırız. birbirimizden, verebileceğimizden fazla şeyler beklemeyiz ve istemeyiz… haydi artık git… o kadar yalnız kalmak istiyorum ki…”

-maria puder/Kürk Mantolu Madonna

21st March 2012

Photo

leyleği havada görmek için seninle
yeryüzünü unuturdum.
hasret kurşunu ile dün
dört karga vurdum…

-Zeki Müren-

leyleği havada görmek için seninle

yeryüzünü unuturdum.

hasret kurşunu ile dün

dört karga vurdum…

-Zeki Müren-

21st March 2012

Post

”(…) toplumsal piramitte yükselmek için yazıyorlar. yazdıklarının suya sabuna dokunmamasına, toplumda bir yer bulmalarına engel olmamasına dikkat ediyorlar. kültürsüzler demek istemiyorum. bunlar da eskiler kadar kültürlü. çalışkan değiller demek istemiyorum. eskilerden çok daha fazla çalışkanlar! ama aynı zamanda çok daha bayağılar. bir işadamı, hatta gangster gibi davranıyorlar. hiçbir şeyi eleştirmiyorlar, ya da sadece eleştirilmesine izin verilen şeyleri eleştiriyorlar, düşman kazanmaktan çekiniyorlar, daha çok en az zarar verecek düşmanları seçiyorlar. bir ideal için intihar etmiyorlar; sadece çılgınlık ve öfkeden ölüyorlar. en mükemmel kapılar sonuna kadar açılıyor önlerinde. ve edebiyat bu yüzden böyle. komedi gibi başlayan her şey komedi olarak son buluyor.” 


Vahşi Hafiyeler/Roberto Bolaño

20th March 2012

Photo