sözcüklerim varmıyor uzaklığına,
suskundur takvimlerde adım üstelik,
bir bir düşüyor bütün öpmelerim,
ağır yenilgiler alarak.
kalbimse sildi bütün defterlerde,
adresini, yokluğunu kıyamet bilerek.
sadece susarak özlüyorum seni
hiç tanımadan, ne garip …
sense uzaklara çivili,
bir deniz gibisin resimlerde
dokunsan dersim olur göçerim mecburen,
yalnızlığın on milyon olur,istanbul
duydum çok sonra,
adın önemli değil;
acın aynı tadı veriyor zaten.
islık çalan zamanlardan gelmiştim,
bilirim bulutları eskitmenin güzelliğini,
zaman, o zaman değil şimdi,
güneş yine doğar bu kente,
ama gözlerin… gözlerin…
şimdi adı yok hiç bir sevgilinin,
sıcak dokunuşunda dağılan,
binlerce öpücüğün…
işte, buna bıçak çekiyorum,
bir kadın, aşkını savunan
bir çocuk, gülüşü gibi ince,
bir havalanış…yok
belki de çekip vurmak ,
bütün uykuları göz kapaklarında.
Fadıl Öztürk
Post with 3 notes
“etrafımda yemek ve çoğalmak için yaşayan her zamanın ve her yerin insanlarından başka kimseler görmüyorum. onlardan nefret etmiyorum ama beni hiç ilgilendirmiyorlar. dünyayı bir hara ve yemekhane gibi görmeye alışmamışım. kuşkusuz insanlığın yüzükoyun yerde sürünmemek için elinden geleni yaptığını bilmiyor değilim ama ne yalan söyleyeyim bu konudaki gayretleri bana acınacak şeyler gibi görünüyor. hiçbir büyük şey yapılmıyor.”
Panait Istrati
Photo with 1 note
- M. Sendak
Post with 2 notes
rüyadayım, apartmanların arasında bir kadın kaldırımlarda yavaş yavaş yürüyor. arada başını kaldırıp pencerelere bakıyor, pencereler sıkı sıkı kapatılmış, güneş ışınlarını yansıtıyor. Ağaçlar sanki her yerde, gökyüzünü görmek imkansız… sokaklar da boş. güneşli bir pazar günününde henüz kimsenin sokaklara dökülmediği; sakin zamanlar.
kadın yürürken bir durak görüyor, banka oturup gelecek otobüsü beklemeye başlıyor. beklerken tekrar pencerelere bakıyor, sokağa bakıyor, sonra ağaçlara, ağaçların arasından tam durağın altında gökyüzünü görüyor ilk defa…
ve tüm bu görüntüler eşliğinde kadının aklından ”göğe bakma durağı”nın sözleri akıyor.
işte bazen böyle bir rüya gördürür insana ve tüm gününüz güzel geçer.
———————————————————
ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım
falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım
senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım
Turgut Uyar
Photo with 2 notes
“bir zamanlar, erkekler bir kadının bedenine bakar ve çekici bulurlardı, işte o kadar. artık saf aşk ya da tutku söz konusu değil. hiçbir duygu saf olamıyor, çünkü her şeye korku ve nefret sindi. kucaklaşmalarımız bir savaş, orgazm ise bir zaferdi. bu partiye indirilmiş bir darbeydi. sevişmek siyasal bir eylemdi.”
I think where I am not, therefore I am where I do not think… I am not wherever I am the plaything of my thought; I think of what I am where I do not think to think
Photo reblogged from A cocktail in her hand and confetti in her hair. with 383 notes
T is for Tomboy Style
Charlotte Rampling channels the classic, effortlessly cool mash-up.
Source: toryburch
Bana bir kitap al bu akşamüstü, kitaba müsaade et
Sahtekar Memleket koysunlar adını açıklama metinlerinde
Tutuklan, Yargılan, Verilen Hükümden Etkilen, İftirayla Etiketlen
Dün rüzgar esmiş, ben buna kesinlikle inanmıyorum
Bana bir kitap aldın diye sana kaç yıl verecek ki bu hayat
Bana bir hayat verdin diye kanlı bir örgüt mü olacak sanki sade aşk
Haydi canım, insan bir kitaba inandı diye çıkıp melek mi olacak
Diyelim ben melek oldum, o zaman sana kim inanacak
İnananlar o kitaba kapak mı, ayraç mı sayılacak meselelerde
Sen kitabın yanında dur, yakınında dur, bana müsaade et, çok sıcak
bir gelişme gibi bir hükümet kuracağım vücudumdan, soyunarak!
Birkaç dakika sabret, üç beş satır seyret, etim değişti
etim bağırmaya başlayacak!
Be Heyy diye ünleyecek, Be Heyy deyyus izafiyet teorisi
Bunalıma giren şehirlerin üstü örtülmüş kirli bal senfonisi
Peyzajlar tamamlandı, şimdi sıra natürmortlara geldi saklama
Kes atın kafasını, bütün koşuları artık kafası kesik atlar kazanacak!
Ütüsü bozuk gömlekler içinde dardayım
Hangi ayrılığı kazısan altından çocukluk ve kan çıkacak!
Siyahı tenzih eden karanlık gibisin sevgilim
Havanın karardığı kalbinden belli
Olağanüstü, Gerçeküstü, Doğaüstü diye sayıklarken
Bana bir kitap al bu Akşamüstü, en alt rafından, en arkaya itilmişlerden
Göreceksin, paran geçmeyecek kasada, diyecekler o öldü, ne hediyesi
İnsan sevdiğiyle sevişirse hediyedir ancak
Sonbahar açığa alındı
Yazık, bu yıl boşu boşuna çok yağmur yağacak.
K.İskender
”Bu Defa Çok Fena”
i hate the way you talk to me, and the way you cut your hair
i hate the way you drive my car, i hate it when you stare
i hate your big dumb combat boots, and the way you read my mind
i hate you so much it makes me sick, it even makes me rhyme
i hate it, i hate the way you are always right, i hate it when you lie
i hate it when you make me laugh, even worse when you make me cry
i hate it when you are not around, and the fact that you didn’t call
and mostly i hate the way i don’t hate you
not even close, not even a little bit, not even at all.
“i keep picturing all these little kids playing some game in this big field of rye and all. thousands of little kids, and nobody’s around-nobody big i mean- except me. and i’m standing on the edge of some crazy cliff. what i have to do, i have to catch everybody if they start to go over the cliff—i mean if they are running and they don’t know where they’re going i have to come out from somewhere and catch them. that’s all i’d do all day. i’d just be the catcher in the rye and all. i know it’s crazy but that is the only thing i’d really like to be.”
- the catcher in the rye
Post with 1 note
“mevcut olmayan bir şeye malik olalım derken mevcut olanları kaybettik… herşey bitti mi? zannetmem. ikimizin de çocuk olmadığımızı biliyorum. yalnız bir müddet dinlenmek ve birbirimizden uzak kalmak lazım. ta birbirimizi tekrar görmek ihtiyacını şiddetle duyuncaya kadar… haydi artık raif. bu an gelince ben seni ararım; belki tekrar dost olur ve bu sefer daha akıllı davranırız. birbirimizden, verebileceğimizden fazla şeyler beklemeyiz ve istemeyiz… haydi artık git… o kadar yalnız kalmak istiyorum ki…”
-maria puder/Kürk Mantolu Madonna
leyleği havada görmek için seninle
yeryüzünü unuturdum.
hasret kurşunu ile dün
dört karga vurdum…
-Zeki Müren-
”(…) toplumsal piramitte yükselmek için yazıyorlar. yazdıklarının suya sabuna dokunmamasına, toplumda bir yer bulmalarına engel olmamasına dikkat ediyorlar. kültürsüzler demek istemiyorum. bunlar da eskiler kadar kültürlü. çalışkan değiller demek istemiyorum. eskilerden çok daha fazla çalışkanlar! ama aynı zamanda çok daha bayağılar. bir işadamı, hatta gangster gibi davranıyorlar. hiçbir şeyi eleştirmiyorlar, ya da sadece eleştirilmesine izin verilen şeyleri eleştiriyorlar, düşman kazanmaktan çekiniyorlar, daha çok en az zarar verecek düşmanları seçiyorlar. bir ideal için intihar etmiyorlar; sadece çılgınlık ve öfkeden ölüyorlar. en mükemmel kapılar sonuna kadar açılıyor önlerinde. ve edebiyat bu yüzden böyle. komedi gibi başlayan her şey komedi olarak son buluyor.”
Vahşi Hafiyeler/Roberto Bolaño
Page 1 of 17